‘Edebiyat’ Kategorisi için Arşiv

la fenetreKorkuyla, irkilerek eski huylarımdan yüz çevirdiğim kesin; şimdi o durumumdan nefret ediyor, utanıyorum. Dünden beri içime yerleşen yeni adam gitmeme izin vermiyor. Ne olur, beni kovmayın, Natalie!
Bakışları yüzüme çakılmış gibiydi; söylediklerime inandı, gözlerinde büyük bir tedirginlik belirdi. Bense onun yanımda bulunmasından büyülenmiş, odasının sıcaklığıyla ısınmış olarak sayıklarcasına mırıldanıyordum. Ellerimi ona uzatmıştım.

Şunu iyice bilin ki, sizden başka yakınım yok. Aslında sizi her dakika, her saniye özlemişimdir, ancak gururum el vermediği için sizi sevdiğimi söyleyemedim. Karı-koca olarak yaşadığımız eski günleri bir daha döndüremeyiz, artık gerek de yok buna. Beni uşağınız olarak yanınıza alın, bütün malım-mülküm sizin olsun, onları istediğiniz gibi dağıtın, içim rahat, Natalie, huzur içindeyim… Hiçbir kaygım kalmadı…” 

Anton Çehov, Bütün Öyküler s.190 ‘Karım’

Gönül Dicle İpekçi

Hiç kimseniz ve hiçbir şeyiniz yoktur, elinizde bir valiz ve bir kitap sandığı, çevrenize karşı ilgi duymaksızın, dünyada dolaşır durursunuz. Hayat mı bu! Yersiz, yurtsuz, ana baba yadigârı eşyalardan yoksun, köpeksiz. Anılar olsaydı hiç değilse. Ama kimde var ki? Çocukluk olsaydı, derinlere gömülmüş gibidir çocukluk. gonul_dicle_ipekci_kaçmak

Ah, şimdi nereye kaçacaksın, nereye kaçacaksın? Kalbin, seni içinden dışarı atmakta, kalbin peşinden gelmektedir, geri dönmen mümkün değildir. Çiğnenen bir böcek gibi içinden dışarı taşarsın; üstündeki azıcık sertlik, kaldı ki uyum sağlamanın da bir anlamı kalmamıştır…..

Ey dışarıya bakan kör pencereler, ey dikkatle kapanmış kapılar, öteden beri gelenekle gelmiş, kabul edilmiş, asla tamamen anlaşılmamış tertibat. Ey merdivenlerdeki sessizlik, yan odalardan gelen sessizlik, ta yukarıda tavandaki sessizlik.

Ey anne: Ey vaktiyle çocuklukta bütün bu sessizliklerin önünü kapatan Biricik. Sessizliği yüklenip, “Korkma, benim!” diyen ses. Gece vakti, korkana, korkudan helak olan sessizlik olma cesaretini gösteren sen. Bir ışık yakarsın ve işte bu ses bile sensin. Işığı önüne tutar ve, “Benim korkma!” dersin. Sonra ışığı koyarsın yavaşça ve şüphe kalmamıştır: Sensin, sen, gizli anlamlardan uzak, iyi, basit, hilesiz, aşina, mahrem eşyaların çevresindeki ışıksın.

Duvarın bir yerinde bir çıtırtı ya da döşemelerde bir ayak patırtısı oldu mu, gülümsersin, sanki o yarım sesle birmişsin, onun sırdaşı biriymişsin, onunla sözleşip anlaşmışsın gibi gözleri sende ürkek çehreye karşı, aydınlık fonda saydam, gülümsersin. Dünya hükümetleri içinde senin kudretine eşit bir kudret var mı?

Rainer Maria Rilke, Malte Laurids Brigge’nin Notları..

Modern edebiyatın en etkileyici şair ve yazarlarından Rainer Maria Rilke’nin tek romanı olan Malte Laurids Brigge’nin Notları, yazarın 1902 ve 1903 yıllarını geçirdiği Paris’teki gözlemlerinden kaynaklanır. Rilke’nin günce biçiminde kurguladığı bu başyapıt, bir yanıyla yazarın Paris anılarını canlandıran otobiyografik bir roman olma özelliğini taşıyor.

Birçoklarınca varoluşçu edebiyatın ilk parlak örneği olarak kabul edilen bu yapıtta Rilke’nin bütün ana temalarını, aşkı, ölümü, çocukluk korkularını, kadının tanrılaştırılmasını ve bir “gönül meselesi” olarak ele aldığı “Tanrı” düşüncesini görmek mümkündür. Behçet Necatigil’in klasik niteliği kazanmış çevrisiyle yayınlanan kitabı okuduğumda çıkardığım sonuç şu ;

Anılarından, çocukluğundan, çocukluk korkularından  kaçmak ama nereye kadar? Bir savunma mekanizması olarak karşımıza çıkan, yüzleşmeye korkulan gerçeklerin ortaya çıkmasından endişe edilerek yapılan eylemi Rainer Maria Rilke nin beni çok etkileyen bu dizelerinde çok net bir şekilde dile getiriliyor. Kendine olan özgüvenini yitirmiş bir şekilde herşeyden korkarak yola koyulmak insanlardan kaçarken aslında kendi benliğinden kaçtığını kabullenmeden gitmek çözüm müdür ?

Sevgiyle..

Gönül Dicle İpekçi

Edip-Cansever1Ben mişim -neymiş- su sesiymiş
Oymuş -cam kırıkları gibi gövdemi yakan-
Yanağında sardunya kokusuyla yazdan
Kimmiş o gelen ya giden kimmiş
Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş
Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

Güneş mi batarmış bir özel ismi bitirir gibi
Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan
Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradanloş
Kim koparmış dalından bu yabani incirleri
Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri
Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.

Yıldızlar, büyülü ülke adımı unutturan
Bir kaya, bir ot, bir akarsu
Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu
Ki bütün ölüleri sığa çıkaran
Ve kenti bir ölüm derinliğine salan
Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.

Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elimde bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan
Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları
Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.

Edip Cansever / Gelmiş Bulundum

Şiirlerinde bireyin arayışlarını, umutsuzluklarını, uyumsuzluğa varan yaşam ilişkilerini yansıtmaya çalışmıştır. Çevresindeki insanların yaşayışlarını etkileyecek, dünyaya bakışlarını değiştirecek bir şiirin aranışı içinde, kapalı bir imge anlayışına yaslanan, bu yüzden yadırganan, “anlamsız” diye nitelenen yapıtlar ortaya koymuştur.  Turistik eşya ve halı ticaretinden şairliğe doğru yol alan Edip Cansever, Çağdaş şiir akımlarındaki gelişmelere büyük katkısı olmuş, yazdıklarının büyük oranda aydınlığa çıktığı ispatlanan bir düşünce şairi olarak nitelendirilmiştir. Yalnızca şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettiren büyük şair bugün 86 yaşına girmiştir.

İyi ki doğdun Edip Cansever.. Saygıyla..

 

Gönül Dicle İpekçi

nostalji_siyah_beyaz_06_thiçimdeki gökkuşağı besbelli neden bulutların içinden kuşlar yağıyor bir şiire başlarsın birini bitirmeden hiç kimse gözlerine inanamıyor sevmek için geç ölmek için erken

Attila İlhan / Sevmek İçin Geç Ölmek İçin Erken

  • Fotoğraf: Sadri Alışık, Çolpan İlhan ve Kerem Alışık

Çorpan İlhan benim için;  güzelliği, zerafeti, eforsuz şıklığı, asaleti, sanatı, anneliği,eş olmayı, kadınlığı en iyi sembolize eden kadınlardan biri idi. Hep pırpır etti kalbim Sadri Alışık’tan sonra ona bir şey olur mu diye. Şimdi çok güzel bir yerde. Mekanı cennet olsun.

Sevgilerimle…

Gönül Dicle İpekçi

Kerem Alışık’ın annesi, Sadri Alışık’ın eşi ve Atilla İlhan’ın kardeşi Çolpan İlhan güzel uyu. Işığın bol olsun… 25 Temmuz 2014

kampBizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli bir erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.Tarih öncesi köpekler havlıyordu.Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, o polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Anam sürgünde öldü, babam sürgünde öldü. Memo’ya ve sana duyduğum sevgide bu ölümleri de, bu öksüzlükleri de değerlendirmelisin. Aşkımın tandırdan yeni çıkmış bir yufka gibi her dem sıcak ve taze olduğunu anlamalısın. Yüksek öğrenim yıllarında Başkent sokaklarında ceplerimi ellerime doldurarak yürürken ileride bir karım olacağını, çocuklarım olacağını düşünürdüm. Yüzsüz, bedensiz bir şeydi bu kadın; bir gölge gibi düşlerimin arasından sıyrılır, geçer giderdi zaman zaman. Sensin o kadın. O çocuklar Memo ile Elif. Annemle babam Bilecik’te Şoşa’nın yanında yanyana iki mezarda uyuyorlar. Annem 1939’de, babam 1957’de öldü. İki ölüm arasında 20 yıllık bir ara var. Ama işte ikisi de yanyana yatıyor. Birgün gidelim. Gidelim mi? Büyükannemle Hasan amcam da şu koyu yeşilliğin altındalar. Ama yanyana değiller. “Sizin hiç babanız öldü mü?

Cemal Süreya, On Üç Günün Mektupları 23/7/1972

edebiyat zinciriYaşam genellikle insanın bir başına kalması. Uykuda. Uykuyu ararken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan birbaşınalığının çaresizliğini. Yollarda. Okurken. Pencereden caddelere bakarken. Giyinirken. Soyunurken. Herhangi bir kahvenin içinde oturan insanlara bakarken. Hiçbir şey aramazken. Herhangi bir kahvede oturan insanları görmezken, başka olgular düşünürken… Yosun kokusunu yeniden duymaya çalışırken bir kavşakta karşıdan karşıya geçerken, arabalar dünyasında yaşadığını son anda algılarken, büyük bir bulvarın tüm kahvelerinde oturanlardan hiçbirini tanımazken, bir mağazadan gelişigüzel yiyecek seçerken, ya da bir satıcıdan herhangi bir malı isterken, aynı anda özlem ve yalnızlıkları düşünürken, gidenleri, gelenleri, bölünenleri, ölenleri, doğanları, büyüyenleri, yaşamak isteyenleri, yaşamak istemeyenleri özlerken, severken, sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz?

Tezer Özlü/ Yaşamın Ucuna Yolculuk

gonul_dicle_ipekçi_gabriel_garcia_marquezBen sizden de değilim, diğerlerinden de;
Ben, ölüme dair yemin etmeyenlerden, tehdit savurmayanlardan,
dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım.
Ben hâlâ şiir okuyanlardanım.
Ben ölürken vatanını yahut dinini değil, “sevgiliyi” düşünecek olanlardanım.
Sormak istersen..?
Gabriel Garcia Marquez / Anlatmak İçin Yaşamak